Çevrimiçi Şirketler, Pandemi Krizini Deepfake Çalışanlarla Atlatabilir mi?

Neuralink gibi, insan beyni ile ai arasındaki etkileşimi güçlendirmeyi hedefleyen projeler, deepfake teknolojileri bütünleştirildiğinde; “ai ile donatılmış, duygusal zeka eksiği giderilmiş, dijital bedene sahip, çevrimiçi insan kaynağını” mümkün kılacak. Çevrimiçi şirketler, pandeminin yol açtığı ekonomik krizden çıkışı, “insan olmayan” bu insan kaynağında arayacak.

Bir gün, iş hayatında insan çalışanlar ve insan olmayan çalışanlar diye bir ayrımın söz konusu olacağı, aklınıza gelir miydi? Bunu söyleyen, çalışanların bir kısmına hakaret etmekle ya da ırkçılıkla suçlanırdı. Oysa bugün yeni bir konjonktüre adım atıyoruz. Pandemi, sosyal hayatı olduğu kadar, iş hayatını da derinden etkiledi. Şirketler, panik halinde olağan dönemlerde hiç dikkate almadıkları seçeneklere yöneldiler. Çalışanlar da bu süreçten en az şirketler kadar etkileniyor. İş hayatı, dijitalleşme yolunda bilim-kurgu filmlerini hatırlatan bir evrim geçiriyor.

Teknoloji girişimciliğinin dahi çocuğu Elon Musk’un Neuralink’i gibi, dünün ütopya projeleri, pandemi motivasyonuyla gerçeğe yaklaşıyor. İnsanlık geri dönülmez bir yola giriyor. İnsan beyni ile yapay zeka (ai) arasındaki etkileşim arttıkça, şirketlerin insan kaynakları yatırımı, istihdamdan teknolojiye doğru kayacak. Ekonomi politikalarında ise, işsizlik verimlilik çelişkisi öne çıkacak. Belki de çevrimiçi şirketler, dijital çalışanlarla bu krizden çıkmanın yollarını arayacak. Verimlilik artar, kriz atlatılırsa, istihdam için de gerekli kaynak yeniden sağlanmış olacak.

Deepfake, olağandışı şartlarda yeni ufuklar açıyor

Pandeminin sağlık üzerindeki tehdidi ve bu durumun yol açtığı ekonomik kriz, iş hayatını fiziksel dünya ekseninden uzaklaştırıp, çevrimiçi sınırlar içine sürüklüyor. AI teknolojilerinin dijital bir bedene bürünmüş hali olan deepfake, yararlı kullanım alanlarına rağmen, pandemi öncesinin korkulu rüyasıydı. Beklenmedik küresel krizin ardından ise, özellikle olağandışı koşullara yönelik insanlığın önünde yeni ufuklar açmaya başladı. Bakalım sentetik dijital insanlar üreterek, farklı bir gerçekliğin kapılarını açacak olan deepfake teknolojileri, pandemi ile zor duruma düşen çevrimiçi şirketlerin, bu krizden çıkması için de umuda dönüşecek mi?

Pandemi; finansal gücün de para etmediği bir dönem

 “Home Office” olarak bildiğimiz evden çalışma modeli, eskiden bir ofis bütçesine sahip olmayan serbest zamanlı çalışanlar ya da bu konuda zamana ihtiyacı olan start-up’lar için zorunlu seçenekti. Sosyal mesafe çağında büyük şirketlerin ve bankaların bile, çalışma modeli haline geldi. Örneğin Skype, düşük bant genişliğinde de olsa, 2000’li yılların başlarında da görüntülü toplantı olanağı sunuyordu. Buna karşın video konferans, ancak uzak coğrafyalardaki muhataplarla, acil toplantı seçeneği olarak algılanıyordu. Pandemide ofislerdeki toplantı odalarının yerini, Zoom ve Google Meet gibi çevrimiçi video konferans platformları aldı. İş toplantıları bir yana, eğitim ve sanat faaliyetleri bile, sürdürülebilirlik için, neredeyse tümüyle görüntülü uzaktan erişime yöneldi.

Dijitalleşmeye karşı bağışıklık da çöktü

Yeni Tip Koronavirüs, hayatın el frenini çekince, ekonomik faaliyetler bile, birkaç aylık bir dönem için de olsa aniden durdu. Pandemi öncesindeki düzeyde bir normalleşmeye dönüş için, en az 1 yıl ile hiçbir zaman arasındaki vadeler tartışılıyor. O halde, yaşanmakta olan ve zincirleme etkileri tüm dünyada olağanüstü önlemlerle ertelenmeye çalışılan ekonomik kriz, kapının arkasında her an bekliyor olacak. Bu açıdan, Kovid-19, geleneksel ve yerel tercihlerin, dijitalleşmeye karşı geliştirmekte olduğu bağışıklığın da çökmesine yol açtı.  Şirketler, sadece pandemi nedeniyle değil, onun yol açtığı ekonomik zorunluluklar nedeniyle de dijitalleşmeye teslim oluyorlar ve olmaya da devam edecekler.

Dördüncü Sanayi Devrimi

Bilgi Teknolojileri (BT) Devrimi sayesinde, ABD’de 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren elde edilen verimlilik ve üretkenlik artışı, milenyumun gelişiyle birlikte sürecini tamamladı ve etkisini kaybetti. Bugün artık, Dördüncü Sanayi Devrimi olarak anılan ai ve robotik teknolojinin, ekonomi ve toplum üzerindeki etkileri değerlendiriliyor. Özellikle, insan emeğinin ai ve robotlarla ikame edilmesi tartışmaları alevlendi. Bu arada tıptan turizme, telekomünikasyondan finansa kadar, hemen her sektörde ai teknolojileri, giderek artan bir biçimde yer ve rol almaya başladı. Bu gelişmeler, pandemi öncesinde yeni bir dönemin habercisiydi. 2000’lerin ikinci 10 yılında, bu gelişmeler “ai ve robotik iş süreçlerinin istihdama etkisi” ana başlığı altında, pek çok bilimsel araştırma ve makaleye konu oldu.

Oxford Üniversitesi’nin Sosyal Bilimler Araştırma ve Politika Geliştirme Bölümü olan Oxford Martin School’dan Carl Benedikt Frey ve Michael Osborne, “İstihdamın Geleceği: İşler Bilgisayarlaştırmaya Ne Kadar Duyarlı?” başlıklı araştırmayı 2013 yılında yayınladılar. Araştırmacılar, makine öğrenimi ve mobil robotikteki gelişmeler doğrultusunda, ABD istihdamının yaklaşık% 47’sinin yapısal değişikliğe uğrayacağını hesapladılar. Joel Mokyr, Chris Vickers ve Nicholas L. Ziebarth ise, “Teknolojik Kaygının Tarihi ve Ekonomik Büyümenin Geleceği: Bu Zaman Farklı mı?” başlıklı makaleyi, Amerikan Ekonomik Birliği Journal of Economic Perspectives’de (Ekonomik Perspektifler Dergisi) 2015 yılında yayınladılar. Makalede, 18. yüzyılın sonlarında Sanayi Devrimi’nden bu yana çıkarılan tarihsel dersleri araştırarak, bilgisayarların ve robotların yeni ürün ve hizmetlere yol açacağını ve bu ürün yeniliklerinin hayal edilemeyecek yeni meslekler ortaya çıkaracağını savundular.

Robotlar mı, işimizi elimizden alacak?

Temel algı, “robotların bir gün dünyayı ele geçireceği” distopyasının, insanların işlerini ellerinden almalarıyla başlayacağıydı. Ancak, ai’nin iş süreçlerine ilk katılımı, dijital otomasyonu geliştirmek ve yönetmek, insansız yazılı içerik ya da sesli yanıt çözümleri üretmek şeklinde oldu. Çalışanlar için görünürdeki rakipler, alt tarafı makinelerdi. Algoritmalar, makinelerin öğrenmesini sağlıyordu, ama o algoritmaları geliştiren de insandı. Zaten ai teknolojilerini oluşturan yapay sinir ağları da bugüne dek efsanevi kapasitesi keşfedilememiş insan beyninin, modellenmesi ile ortaya çıkan, onun bir tür dijital kopyasıydı. Kendi beyninin sırlarını tümüyle çözememiş insanoğlu, onun ne kadar mükemmel bir kopyasını geliştirebilirdi? Bu kısır algı içinde, ai’nin istihdamda robotik rekabeti tartışılırken, gazeteci, doktor, avukat, garson, şoför, muhasebeci ve diğer meslek mensupları ile onların meslek örgütleri, bu olasılığı en azından yakın gelecek için çok da ciddiye almadı.

Oysa ABD’nin yanı sıra, teknolojide öncü diğer ülkeler gibi, Japon hükümeti de, ai ve robotik teknolojileri geliştirmek ve yaymak için girişimlere çoktan başlamıştı. Robot Devrimi Girişimi Konseyi 2014 yılında kuruldu ve beş yıllık bir eylem planını içeren Yeni Robot Stratejisi adlı bir rapor yayınladı.  Japon ekonomisinin temel büyüme stratejisi olan Japonya Yeniden Canlandırma Stratejisi 2016, Dördüncü Sanayi Devrimi’ni büyüme politikası gündeminin en üstüne yerleştiriyordu.

Microsoft, insan editörleri işten çıkarınca, bir haftada işler karıştı

Pandemi sürecinin hızlandırdığı küresel dijital dönüşüme, çevrimiçi lider teknoloji şirketlerinin öncülük etmesinden daha doğal ne olabilirdi? Nitekim Microsoft Mayıs ayının sonunda düğmeye bastı ve onlarca gazeteci çalışanın işlerine son verdi. Çünkü onların işlerini artık ai teknolojisiyle yürütecekti. İşten çıkarılan editörler, MSN.com’da, Microsoft Edge tarayıcısında ve çeşitli Microsof News uygulamalarında yayınlanmak üzere, içerik ortağı yayın kuruluşlarınca üretilen haberleri seçip düzenliyordu. Haber, The Guardian başta olmak üzere, dünya medyasında geniş yankı buldu. 50 ülkede 800 civarında içerik editörü ile çalışan Microsoft, artık onların işini ai’ye yaptırma kararı alıyordu. İşten çıkarılan gazeteciler, PA Media adlı haber ajansı çatısı altında Microsoft’taki editörlük görevlerini sürdürüyordu. Pandemi’nin medya reklam gelirlerini geriletmesine karşın, Microsoft işten çıkarmaların krizle ilgili olmadığını, bunun şirket içi bir yeniden yapılandırma olduğunu duyurdu.

Microsoft’un ai temelli içerik editörleri  ise, daha ilk haftadan, , acemi bir stajyer gibi işleri karıştırdı. Little Mix müzik grubunun siyahi şarkıcısı Jade Thirlwall’ın Londra’da katıldığı ırkçılık karşıtı “Black Lives Matter” (Siyah Hayatı Değerlidir) gösterisi ile ilgili haberde, müzik grubundaki melez arkadaşı Leigh-Anne Pinnock’un fotoğrafına yer verildi.

Duruma tepki gösteren Thirlwall, Instagram’daki paylaşımlarında, MSN’i “cahillikle ve işini doğru dürüst yapmamakla” suçladı. İnsan eli değmeden içerik üretmeye yönelik bu ilk girişim, böylece fiyaskoyla sonuçlandı. Ama Google ve diğerleri, henüz Microsoft gibi bir erken girişimde bulunmamış olsalar da gazetecilikte ai kullanım fırsatlarını keşfetmek için istekliler. Yatırım fonu desteği sağlamak için, bu tür projeleri araştırıyorlar.

Müşteriler hala; insan çalışanlara, ai’den fazla güveniyor

İş hayatında dijital dönüşümün temel hedefi, kuşkusuz kalite ve karlılığı artırmak. Dolayısıyla, bu süreç, müşteri memnuniyeti ile sonuçlanırsa, amacına ve başarıya ulaşmış olacak.  O halde, tüketiciler ve müşteriler, insan çalışanlardan ürün ve hizmet almaktan vazgeçmeye yeterince hazırlar mı?

Pega, dünya devi şirketlere, ai destekli bulut yazılım çözümleri sunuyor. Şirket, 35 yılı aşkın süredir daha yüksek müşteri memnuniyeti, daha düşük maliyetler ve yaşam boyu müşteri değeri sağlamak üzere, müşteri katılımı ve operasyonel mükemmellik için yazılım geliştiriyor. Müşterileri arasında, American Expres, HSBC, Deutsche Bank, Master Card, PayPal, Standard&Poor’s, Cisco, Coca Cola, Dell, Ford, Pfizer, Philips, Siemens, Toyota, Unilever, Vodafone gibi global markalar yer alıyor.  

Pega, ai temelli yazılımları dev markalara sunduğu halde, tüketicilerin hala ai’ye yeterince güvenmediğini web sitesinden ilan ediyor. Kuzey Amerika, İngiltere, Avustralya, Japonya, Almanya ve Fransa’dan 6.000 tüketicinin, “empati ve ai” hakkındaki görüşlerini belirlemek amacıyla bir araştırma gerçekleştiren Pega, ilginç veriler paylaşıyor. Ankete katılanların yarıdan fazlası ai’nin müşteri deneyimini iyileştirebileceğine inanmıyor ve insanla etkileşimi hala ai’ye tercih ediyor. Pega bu bulgulardan yola çıkarak, “AI her yerde ve günlük hayata sorunsuz şekilde entegre edildi. Öyleyse tüketiciler neden hala ona güvenmiyor?” diye soruyor. Pega’ya göre, belki de bu durum işimizi elimizden alan ve insanlığı geride bırakan robotlarla ilgili bilim kurgu hikayelerinden kaynaklanıyor. Veya müşteriler, şirketlere ve teknolojiyi nasıl kullandıklarına olan güvenlerini giderek yitiriyor.

İnsan olmayan, insan kaynağı

Dijital dönüşüm çağında, pandemi koşullarının da zorlamasıyla, şirketlerdeki iş süreçlerinin ai teknolojilerine devri ivme kazanıyor. Microsoft gibi teknoloji şirketleri, bu yola çıktılar bile. Mesele, çok yakında, robotik ai’nin, iş gücü ile rekabeti olmaktan çıkacak.

Neuralink gibi, insan beyni ile ai arasındaki etkileşimi güçlendirmeyi hedefleyen projeler, deepfake teknolojileri bütünleştirildiğinde; “ai ile donatılmış, duygusal zeka eksiği giderilmiş, dijital bedene sahip, çevrimiçi insan kaynağını” mümkün kılacak. Çevrimiçi şirketler, pandeminin yol açtığı ekonomik krizden çıkışı, “insan olmayan” bu insan kaynağında arayacak.

Böylece, tüketicinin güven sorunu da kendiliğinden aşılacak, çünkü çevrimiçi iletişimde, deepfake çalışanların, insan çalışanlardan bir farkı kalmayacak. Yakın geleceğin yapay gerçekliğinde, “insan çalışanları ayırt edemez hale mi geleceğiz?”, onu da gelecek yazıda tartışalım.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: