Facebook’un Deepfake Yasağı, Dezenformasyonu Frenleyebilir Mi?

Deepfake tehlikesine karşı başlatılan mücadelede, Facebook sosyal medyanın küresel önderliğini üstlenmiş gözüküyor. Facebook, deepfake olarak adlandırılan manipüle edilmiş sentetik medyayı yakalayacak tespit araçları geliştirilmesini teşvik etmek için, 10 milyon dolarlık ödülle Deepfake Detection Challenge (DFDC) organizasyonunun liderliğini üstlenmekle yetinmedi. Ayrıca dezenformasyon riski taşıyan yapay zeka (ai) tabanlı deepfake medya içeriklerini yayından kaldıracağını da açıkladı. Aslında bu geçici ve sınırlı bir müdahale olarak görülebilir. Yaklaşan büyük siber tehdide karşı, dikkat çekici bir adım olduğu da söylenebilir. Yine de akla şu soru takılıyor; Facebook’un Instagram’ı da kapsayan deepfake önlemleri, toplumları aldatıp yönlendirmeyi amaçlayan sahte medya içeriklerinin viral yayılım hızını yavaşlatabilecek düzeyde mi?
ABD medyasında bir espri haline gelmeye başlamıştı. “Demokratların adayı henüz belli değil, ama Deepfakes, ABD Başkanlık Seçimi’nin yıldızı olmaya şimdiden aday” diye yazılıp çiziliyordu. Facebook belki de, işte bu üçüncü aday, başkanlık için yarışacak gerçek iki adayı gölgede bırakmasın, seçmeni yanıltıp demokrasiyi sekteye uğratmasın diye, deepfake konusunda atacağı yeni adımı yılın ilk haftasında duyurdu. Medyaya yansıdığı biçimiyle ABD Başkanlık Seçimi’ne kadar mı ve onunla ilgili mi bilinmez ama, belli kriterleri taşıyan deepfake sentetik medya içerikleri Facebook ve Instagram’dan kaldırılacak. Facebook Küresel Politikalar Başkanı Monika Bickert tarafından 6 Ocak’ta açıklanan yeni politika iki temel esasa dayandırılıyor:


Yayından kaldırmanın iki temel kriteri


Facebook, netlik ve kalite ayarlamalarının ötesinde, bir medya içeriğini, ortalama bir insana, “birinin gerçekte söylemediği şeyleri söylediğini” düşündürerek onu yanıltacak biçimde düzenlenmişse yayından kaldıracak. Espri, hiciv nitelikli mizah yönü ağır basan medya içeriklerine ise dokunulmayacak.
İkinci kural ise, medyanın katmanları üzerinde ai ve makine öğrenmesi temeline dayalı deepfake teknolojileriyle bir sentez, düzenleme ve değişiklik yapılarak, sentetik bir türeve dönüştürülmüş olması. Photoshop benzeri bilinen basit teknikler ve yöntemlerle değişikliğe uğratılmış medya içerikleri ise, yayından kaldırılacaklar arasında yer almayacak. ABD Temsilcisiler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin konuşması yavaşlatılarak, kendinde değilmiş izlenimi veren videosunun da bu kritere göre yayından kaldırılmayacağı, Facebook tarafından Reuters’e açıklandı.
Facebook’un kararına tepkiler gecikmedi. Nancy Pelosi’nin sözcüsü Drew Hammill, karara “Facebook, sorunun video düzenleme teknolojisi olduğunu düşünmenizi istiyor, ancak asıl sorun Facebook’un dezenformasyonun yayılmasını durdurmayı reddetmesi” şeklinde tepki gösterdi.


Facebook yayınlamasa diğerleri yayınlayacak


Facebook Küresel Politikalar Başkanı Monika Bickert, yayından kaldırma politikasının Facebook’un yanlış bilgilendirme ile mücadele yöntemlerinden sadece biri olduğunu vurguluyor ve şu görüşleri savunuyor: “Yayından kaldırma için bu standartları karşılamayan videolar, dünya çapında 40’tan fazla dilde 50’den fazla gerçek bilgi kontrolü gerçekleştiren bağımsız denetçilerimiz tarafından incelenir. Bir fotoğraf veya video, denetçi tarafından yanlış veya kısmen yanlış olarak derecelendirilirse, haber akışındaki dağıtımını önemli ölçüde azaltır ve reklam olarak yayınlanıyorsa reddederiz. Ve eleştirel olarak, onu gören, paylaşmaya çalışan veya zaten paylaşmış olan insanlar, yanlış olduğunu bildiren uyarılarla karşılaşırlar. Bu stratejimiz kritik öneme sahip. Çünkü denetleyicilerimiz tarafından yanlış olarak işaretlenen tüm manipüle edilmiş videoları kolayca yayından kaldırırsak, videolar yine de internette veya sosyal medya ekosisteminde başka bir yerde kullanılabilir. Onları yanlış olarak etiketleyerek insanlara önemli bilgi sağlıyoruz.”
Facebook Küresel İlişkiler Başkan Yardımcısı Nick Clegg ise, geçen Eylül’de yaptığı açıklamada, özellikle politikacılardan gelen bir açıklama ve medya içerik paylaşımını, topluluk standartlarını ihlal etmesi pahasına da olsa yayınlayacaklarını belirtmişti. Bunları genel bir kural olarak, görülmesi ve duyulması gereken, haber değerine sahip içerikler olarak ele alacaklarını vurgulamıştı. Bu politika, yapay zekayla yaratılan ve açıkça yanıltmaya yönelik bir deepfake videonun bile sosyal ağda kalabileceği anlamına mı geliyor? Politikacıların sosyal medya hesap güvenliklerinde sorun yaşanırsa ne olacak? Bunlar hep soru işareti olsa da Facebook’un yayınlanan içerikle ilgili niyet veya gerçek hakkında, doğru ve yanlış diye karar vermekten ve kendini karar verici duruma sokmaktan kaçınmak istediği, öteden beri biliniyor.


Yanıt bekleyen sorular, endişelerden kaynaklanıyor


Her şeyden önce, Facebook deepfake video ve fotoğrafları, üstelik ai tabanlı olup olmadığını ve teknik kriterlere uyup uymadığını, hangi ayırt edici teknolojilerle belirleyecek? Karar bugünden açıklandığına göre, DFDC’nin sonucuna göre, Nisan ayı başından itibaren tanışacağımız, olası bir deepfake siber güvenlik çözümüne dayalı bir yaklaşım söz konusu değil.
Yeni açıklanan politikaya göre yayından kaldırmak için temel kriter, yayınlanan medya içeriğinin yanıltıcı olması değil. Facebook’un belirlediği yayından kaldırma kriterlerine uymayan, manipüle edilmiş medya içerikleri, yayınlanmaya ve paylaşılmaya devam edecek. Denetimlerde yanlışlıkları belirlendiğinde, o medya içerikleriyle ilgili sadece bir uyarı metni yer alacak. Ok yaydan çıktıktan sonra yapılacak bir uyarı, o ana kadar ortaya çıkacak sonuçları tümüyle gidermeye de yeterli olabilecek mi?
Facebook, kullanıcılarına hem medya içeriği bulundurma hem de paylaşım olanağı sunuyor. Facebook’un açıkladığı yayından kaldırma politikası, kullanıcı tarafından yüklenen deepfake medya içeriği ile mi sınırlı olacak? Kaldırma ya da etiketleme önlemi, örneğin Youtube’daki bir deepfake videonun, Facebook’ta sadece linki paylaşıldığında da, geçerlilik taşıyabilecek mi?
Youtube’un da sahibi olan Google, geçen yıl Facebook gibi, siber güvenlik geliştiriciler için ayrı bir veri seti yayınlamış olmakla birlikte, bu alanda belki de onun kadar ön planda yer almadığı için, Facebook soruların ve eleştirilerin daha fazla hedefi oluyor. Facebook’un politikalarını değerlendirirken, çevrimiçi dünyanın deepfake ile ilgili derin çelişkileri de irdelemekte yarar var. Çünkü silah geliştirmek ve üretmek bu kadar serbestken, dağıtımına sınırlamalar getirerek, silahla işlenecek suçların önlenemeyeceğini savunanlar da bir yandan seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Hatta bir başka görüşe göre de bu silah sadece gerçekleri çarpıtmakla kalmayacak, saklanan gerçekleri gizleyecek bir kılıf olarak da kullanılabilecek. Deepfake farkındalığı arttıkça, politikacılar, iş insanları, ünlü sanatçı ya da sporcular, kirli sırları açığa çıkaran medya içeriklerini, deepfake diye yaftalayıp kafaları karıştırarak, işin içinden sıyrılmaya, suçluyken güçlü olmaya çalışabilecek.
Derin düşüncelere dalmanın ve komplo teorileri üretmenin sonu yok. Konunun tek muhatabı da tabi ki, sadece Facebook değil. Çevrimiçi dünyada büyük bir güce sahip sosyal medya kuruluşlarının, dezenformasyona karşı, ortak bir savunma güvenliği için, konsensüs geliştirmesinin zamanı geldi de geçiyor. Sosyal medya devlerin, dezenformasyonu önleyecek ortak etik değerler doğrultusunda eşgüdüm içinde hareket etmelerini sağlayacak bir model geliştirmedikçe, her birinin tek tek alacağı önlemler, kurumsal sorumluluktan kaçınmaktan öteye gitmeyecek gibi görünüyor.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: