”Game Of Thrones”tan ”The Reality Game”e, Oyun Hep Aynı

Sonunda ve belki biraz gecikerek de olsa, “Deepfake’in Kitabı” da yazıldı; “The Reality Game”. Sadece adı değil, içeriği de son dönem dünyayı kasıp kavuran “Game of Thrones”u çağrıştırıyor. Birbirinden çok farklı iki ayrı kategorinin ürünü olsalar da ana fikir aynı. İkisi de bize, konu insan ve iktidar olunca, egonun zekayı nasıl akıl almaz yollara sürüklediğini anlatıyor. Tacın ve kılıcın mı, yapay zeka ve algoritmaların mı kullanıldığının aslında bir önemi yok. İnsanoğlunun güç ve iktidar mücadelesi, hayal ürünü bir distopyada da yaşadığımız teknoloji çağında da; daima yalan, hile ve entrikadan oluşuyor.


Basının medyalaşma sürecinde artan teknoloji ve insan kaynağı maliyeti nedeniyle, yatırım ve işletme maliyetleri yükseldi. Bu nedenle, daha önceki bir yazıda da anlatmaya çalıştığımız gibi, bir yandan basın işletmelerinin reklam gelirine olan bağımlılığı arttı, diğer yandan basın kuruluşları başka alanlarda da yatırımları olan dev sermaye gruplarının eline geçmeye başladı. Bu süreçte, Avrupa ve ABD de dahil tüm dünyada, yayınların reklam gelirini ve sahiplerinin yatırımlarındaki karlılıklarını doğrudan etkileyen büyük sermaye ve hükümetlerin, haber ve yorumları yönlendirme gücü arttı. Önce tarafsızlık, sonra da doğruluk riske girdi. Dezenformasyon ve algı yönetimi savaşları başladı. Kamuoyu denilen ortak algı, müdahalelere daha açık hale geldi.


Dezenformasyona dayalı propaganda savaşı


Demokraside 5. güç haline gelen internet ve kısa sürede onun ayrılmaz parçası haline gelen sosyal medya, viral yayılıma uygun yapıları sayesinde, dezenformasyona dayalı propaganda girişimleri için, en uygun zemini sundular. Sahte gerçekler üretip yayarak, gerçeklik algısını köreltmeye yönelik bu girişimler, deepfake başta olmak üzere, ai’nin sağladığı teknolojik olanaklarla, daha inandırıcı bir görünüme büründü. Sosyal ve siyasi yaşamın geleceğine yönelik, tahrip gücü yüksek, sistematik saldırı tehdidi arttı. Bu durum, demokrasiyi var eden 3 temel gücü, yani yasama, yürütme, yargıyı ve onları tamamlayan 4. güç olan özgür basını, aralarındaki güçler ayrılığı dengesini de bozacak biçimde, siber saldırıların hedefi haline getirdi. Böylece hem iç hem de dış siyasette, bitmek bilmeyecek büyük savaşların yaşanacağı bir siber cephe açılmış oldu.
Her şey, Trump’ın seçildiği Başkanlık Seçimi öncesi başlamıştı
Texas-Austin Üniversitesi Gazetecilik Okulu’nda yardımcı doçent olan Samuel Woolley’in kaleminden 2020’nin ilk ayında piyasaya çıkan “The Reality Game”, Deepfake’in aslında neden değil, sonuç; amaç değil, sadece bir araç olduğunu anlatıyor. Deepfake hakkında yazılan bu ilk kitapta, asıl hedefin, çevrimiçi kaynaklar ve dağıtım araçları üzerinden, gerçeğin sağlamasını yapmayı olanaksız kılacak düzeyde bir teknolojik manipülasyon altyapısı oluşturmak olduğu vurgulanıyor. Teknolojinin son harikası yapay zekadan (ai) yararlanılarak oluşturulan “yalan, hile ve entrika” altyapısı sayesinde, gerçekleri geçersiz kılarak, kamuoyunu yönlendirme gücünün ele geçirilmeye çalışıldığı anlatılıyor.
“The Reality Game”, Samuel Wolley’in çevrimiçi dünyaya yönelik, ilk demokrasi uyarısı değil. 33 yaşındaki Samuel Woolley, Oxford’daki Hesaplamalı Propaganda Projesinin kurucu ortağı ve Silikon Vadisi’ndeki Gelecek Enstitüsü’nde Dijital İstihbarat Laboratuarı’nın kurucu direktörü. Washington Üniversitesi’nden Philip N. Howard ve diğer birkaç meslektaşıyla birlikte 2013 yılında, çevrimiçi kamuoyunun dikkatini Hesaplamalı Propaganda oluşumlarına çekmeye çalışmışlar. Ancak, uyarıları 2016 yılında ABD’de Başkanlık Seçimi’ne damgasını vuran siber dezenformasyon ataklarını önlemeye yetmemiş. Samuel Wolley, yeni kitabının tanıtırken, 2016 ABD Başkanlık Seçimi öncesi araştırmalarında, propagandaların yaygınlaştırılmasında algoritmaların ve otomasyonun büyük bir rol oynadığını ve bir mesajı en geniş kitleye yaymak için, sahte hesapların kullanıldığını belirlediklerini aktarıyor. “Hesaplamalı propaganda çevrimiçi kamuoyunu manipüle etmek için otomasyon ve algoritmaların kullanılmasıdır” diyen Wolley, Twitter ve Facebook’ta trend algoritmaları ile mesajlara öncelik kazandırmak için, botlar kullanılarak, bu mesajların yayıldığını belirtiyor.

Temel bir amaç da; gazetecileri kandırmak

“The Reality Game”nin yazarı, Hesaplamalı Propaganda ile geleneksel medyanın, özünde birbiriyle bağlantılı olduğuna da işaret ediyor. Araştırmalarının, sosyal medyada otomasyon ve algoritmaların kullanımı yöntemiyle, propagandanın nasıl bir yol izlediğine odaklandığını aktaran Wolley, “Genellikle bu propaganda kampanyalarının amacı, geleneksel medyadaki gazetecileri, özellikle sahte haberler kavramına daha anlayışlı hale gelmeye başladıkları 2016 öncesi, kurgu hikayeler yaymak için kandırmaktı” görüşünü savunuyor. Wolley’e göre, Hesaplamalı Propaganda söz konusu olduğunda, geleneksel medyadaki gazeteciler, hikayeleri doğrulamak ve bir şeyin gerçek ya da sahte olup olmadığını anlamak için, büyük miktarda veriyi gözden geçirmek üzere mücadele verdiler. Ancak dijital çağda, bu çok daha uzun ve zahmetli bir görevdi.
“Umutlarımdan biri, gazetecilerin Hesaplamalı Propaganda sorunlarıyla yüzleşebilmeleri, çünkü gazeteciler, çözüm için inanılmaz derecede önemli” diyen Samuel Wolley, büyük oranda gazetecilere yönelik çözümler önermek için “The Reality Game’i yazmış.   AP ve diğer medya kuruluşları tarafından yeniden canlandırılan olgu denetimini mevcut biçimiyle yetersiz bulan Wolley, araştırmaların bir dezenformasyon hikayesi ile ilgili basit bilgi kontrolünün genellikle işe yaramadığını ortaya koyduğunu belirtiyor. Nesnellik ve tıklama alma arayışının, gazeteciler ile çevrimiçi toplum arasındaki ilişkinin bozulmasına yol açtığını ve gazetecilerin bu ilişkiyi yeniden inşa etmek zorunda olduğunu savunuyor.


Coğrafi bazlı bireysel hedefleme


Kitabında, Hesaplamalı Propaganda kampanyaları çerçevesinde, sosyal medya ve cep telefonu uygulamaları üzerinden elde edilen verilerle, makine öğrenmesinden yararlanarak, coğrafi planlamayla “bireysel hedefleme” yapıldığını aktaran Samuel Wolley, birçok ülkede yüzlerce kişinin dezenformasyonun bireysel hedefi seçildiğini belirtiyor. Bu girişimleri yakalayabilmek için, bu sistemleri gerçekten anlayan ve kamu yararına mücadele veren teknoloji uzmanlarına ihtiyaç olduğunu ifade eden yazar, bu yıl Kasım’daki ABD Başkanlık seçimi için, son derece spesifik politik iletişim stratejileri için bireysel hedefleme konusunda endişeli olduğunu aktarıyor. Wolley, adayların kampanyaları için yasal fon toplayan Siyasi Eylem Komiteleri (Süper-PAC’ler) ve kampanya yöneticilerinin, çevrimiçi kullanıcıların sadece hangi uygulamaları kullandığını değil, aynı zamanda nerede ve ne zaman kullandığını öğrenmek için, üçüncü partı uygulama içerik oluşturucularından kullanım bilgileri satın alabileceğine vurgu yapıyor. “Kampanyalar, sosyal medya üzerinden hesaplamalı olarak geliştirilmiş iletişim için, seçmenlerin kodu çözülmüş davranış verilerini konum verileriyle ne kadar etkili bir şekilde birleştirirse, o kadar manipülatif olur” diyen Wolley,
sanal gerçeklik, ai ürünü deepfake videolar ve insan sesini taklit edebilen, sahte telefon görüşmeleri yapabilen Google Asistanı gibi teknolojilere dikkat çekiyor. Bunların, yoklama veya politik robo-arama için ne anlama geldiğinden endişe duyduğunu aktaran “The Reality Game”nin yazarı, “Teknolojimizi düşünceli bir şekilde tasarlamalı, insan haklarını ve demokrasiyi teknolojiye feda etmemek için, daha fazla kaynak ayırmalıyız” uyarısında bulunuyor.
“The Reality Game”nin yayıncısı Octopus Publishing Group, 256 sayfalık kitabın tanıtımında, “Derinlemesine araştırılmış ve ilgi çekici bir şekilde yazılmış bu kitap, yeni teknolojilerin hayatlarımız üzerindeki derin etkisini açıklıyor. Sonuçlarına dikkat etmeden yapılan her yeni buluş, bizi bu dijital distopyaya daha da yöneltiyor. Ancak Woolley umutsuzluğa kapılmıyor. Bunun yerine, hesap verebilirlik ve şeffaflık üzerine inşa edilmiş yeni bir inovasyon kültürü olduğuna dikkat çekiyor.  İnsanları kontrol etmek için değil, onları güçlendirmek için yeni araçlarımızı nasıl kullanabileceğimizi gösteriyor” diyor. Ne diyelim, teknolojinin ve geleceğin, insanlığa yeniden ütopya vaat edeceği günleri, hepimiz özlüyoruz…

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: