Gerçekleri Çarpıtma Sanatı

Kavram kargaşası, algı bulanıklığına yol açar. Aynı kelime, bazıları için olumlu, başkaları için ise çok olumsuz anlamlar taşır hale gelir. Kavga, doğru bir amaç uğrunda verilen mücadele olarak da anlaşılabilir, karşısındakine üstünlük sağlamaya yönelik şiddet ve güç kullanımı olarak da. Hayal daha iyiye giden yolun başlangıcı mıdır, gerçeklikten uzaklaşıp, boş beklentilere yönelmek mi? Çevrimiçi dünyanın büyük bir siber tehdit olarak algıladığı deepfake de şeffaf ve yasal örnekleriyle, bugünlerde bir dijital sanat dalına dönüşme çabası içinde. Deepfake yapıtlarını (!) saldırmak için değil, izleyeni hayranlık uyandırarak kandırmak için kullananlar, deepfake sanatçısı olarak anılmaya başladılar bile.
Sanat sınırsız, esnek ve kucaklayıcı olduğundan mıdır bilinmez, bazı uğraşlar ya da meslekler, herkesçe kabul görmese de zamanla sanata dönüşmeyi başarabiliyorlar. Örneğin makyaj da bir iyileştirme ve hatta değiştirme sanatı olarak değerlendirilebilir. Başka birçok performans sanatına katkı sağlar. Usta bir makyöz, birkaç dokunuşla ve fırça darbesiyle, doğal bir yüzü olduğundan çok daha etkileyici ya da farklı bir görünüme kavuşturabilir. Böylece fotoğraftan, sinemaya kadar birçok sanata da değer katar. Anlaşılıyor ki, senaryolarıyla dünyayı yönlendirme gücüne sahip Hollywood da, makyözlerden olduğu gibi, deepfake sanatçılarından da yakın gelecekte büyük faydalar sağlayacak.

Hollywood’un antiaging çıkmazı

Deepfake teknolojilerinin, sinema sanayinin bugüne kadar kurgu gerçeklik efektlerini gerçekleştirmek için kullandığı CGI (Computer-generated Imagery) teknolojisinin pabucunu dama atmakta olduğunu, önceki yazılarda da vurgulamıştık. Görünen o ki, bu durum sadece göreceli daha konvansiyonel konumdaki sinema endüstrisini etkilemekle kalmayacak. Dünya pazarında payı hızla büyüyen dijital platformlar da, milyon dolarları çöpe atıp komik duruma düşmemek için, dönüşümden nasibini alacak.
Geçen yüzyılın son çeyreğinden başlayarak, yatırım maliyeti yüksek sinema filmlerinde ve büyük bütçeli dizilerde görmeye alıştığımız CGI teknolojisi, bilgisayar üretimi imgelemenin kısaltılmış adı olarak karşımıza çıktı. Bu teknoloji sayesinde, bilgisayar ortamında değişime uğratılmış ya da sıfırdan tasarlanmış her şey, inandırıcı biçimde beyaz perdeye aktarılabiliyordu. Sinema endüstrisinin en rahatsız edici dijital rakibi Netflix de, CGI teknolojisinin cazibesine kapılmaktan kurtulamadı.

Dijital platformundan dünyaya yaydığı özgün yapımlarıyla sinema endüstrisini sarsan ve bu amansız rekabette başarısını Oscar’lı bir filmle taçlandırmayı hedefleyen Netflix, 175 milyon dolar bütçeli iddialı filmi The Irishman’i, yılbaşı öncesinde izleyiciye sundu. Ünlü yönetmen Martin Scorsese’nin 10 yıllık projesi olarak beklenen ve Robert De Niro, Al Pacino, Joe Pesci gibi, sinemanın yaşayan efsanelerini buluşturan film, Oscar başta olmak üzere, sinema dünyasının tüm ödüllerini silip süpürmek üzere piyasaya sürüldü. Scorsese, geçen Kasım’da gösterime hazır hale gelen filmin bu kadar yıl gecikme nedenini açıklarken, akıp giden zamanı anlatan filmde, dijital efektlerle gençleştirme için gerekli parayı bulamadığından bugüne dek beklemek zorunda kaldığını vurguladı. 77 yaşındaki ünlü yönetmen, Hollywood’da gerekli bütçeyi sağlayamamışken, Netflix’ten gelen yatırım desteğinin, artık yapımı mümkün olmayacak bir sürece girilmekteyken, film için karşısına çıkan son fırsat olduğunu kaydetti.

Deepfakesizlik yüzünden 10 yıl geciken Oscar ödülü…

Oscarlı bir yapımla pazarda gücünü kanıtlamayı hedefleyen Netflix, ödül için sinema salonunda gösterim zorunluluğunu, karşılaştığı Hollywood engeline rağmen, 1 hafta için de olsa aşmayı başardı. Ödüle adaylık için, sınırlı sinema salonlarında sadece 1 hafta gösterimde kalabilen yaklaşık 3,5 saatlik filmi, Netflix’te yayına girdiği 27 Kasım’dan itibaren ilk 5 gün içinde, 13,2 milyon kişi izledi. Nielsen’in ABD’de ortalama sinema bilet fiyatı olan 8,93 dolardan yaptığı hesaplamaya göre, film aynı süreçte sinemalarda gösterilseydi, Netflix’teki izlenmeye göre 117,9 milyon dolar hasılat elde edecekti.

Netflix’e, dev Oscar yatırımıyla ilgili ilk zorluğu, sinema salonlarının kapısını ardına kadar açmayan Hollywood yaşatmış olsa da, onun verdiği zarar, belki deepfake kadar can acıtıcı olmamıştır. Çünkü medyada deepfake sanatçısı sıfatıyla anılan ve 24 bin takipçisi olan IFake kullanıcı adlı bir Youtuber, hem dünyaca ünlü Oscarlı yönetmenin, hem de onun projesine 200 milyon dolara yakın yatırım yapan Netflix’in cakasını fena bozdu. IFake adlı kullanıcının, ücretsiz bir deepfake yazılımıyla The Irishman’de, Robert De Niro’ya uyguladığı gençleştirme efekti, tüm görüntü ve sinema otoritelerince, Netflix’in pahalı CGI efektinden çok daha başarılı bulundu. IFake’in, The Irishman’da gençleştirilmiş De Niro sahnesini içeren videosunu, yarım milyondan fazla kişi izledi. Üstelik, IFake’in bunu, ücretsiz deepfake yazılımıyla sadece 1 haftalık uğraşla başardığı, dilden dile dolaştı.

Robert De Niro başta olmak üzere, her biri 70’ini çoktan aşmış jönleri senaryo gereği gençlik günlerine döndürmek için, CGI teknolojili gençleştirme efektlerinin finansmanını Netflix’ten sağlayan Oscarlı yönetmen, yine de bu filmle ödüle tartışmasız aday. Ama insan şunu düşünmeden de edemiyor; yapay zeka (ai) daha önceleri geliştirilmiş olsaydı ve günümüzün en büyük siber tehdidi Deepfake 2007’de karşımıza çıksaydı, Scorsese belki de The Irishman ile yeni bir Oscar’ı, üstelik sinemaya ihanet etme kaygısı yaşamadan, çoktan kütüphanesine yerleştirmiş olabilirdi. Hatta, dünya sinemasının son 10 yılda kaybettiği, Liz Taylor (2011), Robin Williams (2014) gibi yıldızlar da, en güzel aşk ve komedi filmleriyle belki hala yıllara meydan okuyor olabilirlerdi.

Deepfake sanatçılarının telif haklarını koruyacak dijital platform

Deepfake’i bir yanıyla dijital sanat ve IFake gibi sinema endüstrisiyle boy ölçüşenleri de sanatçı kabul etsek bile, 2017 sonlarında Reddit.com’da deepfake fitilini ateşleyen Deepfakes’ten bu yana, deepfake sanatçılarının adı yok. Çoğunu sadece kullanıcı adları ile tanıyoruz. Akademisyen olanlar hariç. Onlarınki de sanat mı, bilim mi tartışmaya açık. Yine de Güney Kalifornia Üniversitesi’nde doçent Hao Li, MITTechnologyReview.com’da, “dünyanın en iyi deepfake sanatçısı” olarak anılıyor. Li’nin, dünyanın en iyi dijital adli tıp uzmanı UC Berkeley’den Hany Farid ile yakın işbirliği ve büyük rekabet içinde olduğu biliniyor. Çünkü, Farid’in işi, tıpkı GAN’larda olduğu gibi, Li’nin geliştirdiği deepfake medyayı tespit etmek. İkisi de uzmanlıklarını geliştirmek için, diğerinin geri bildirimlerinden yararlanıyor. Deepfake legal bir niteliğe sahip olduğunda, sanatsal bir değer kazanabiliyorsa, sanatçının telif haklarının da güvenceye kavuşturulması gerekiyor. İşte bunun için, ai temelli üretilen içeriğin kullanımını ve fikri mülkiyet haklarını izlemek üzere, merkezi olmayan bir Sentetik İçerik Ağı (Synthetic Content Network) kurulmasına yönelik çalışmalar başladı. Sentetik içerikler üretebilen bir stüdyo olan Alethea AI, bu platform üzerinden deepfake videolar da dahil, pekçok sentetik içeriği kontrol edebilecek. Platform, hem içerik oluşturucuların kullanım haklarını korumak, hem de içerik oluşturucuların kullandıkları yapay zeka yazılım haklarına sahip olmalarını sağlamak için blockchain teknolojisini kullanıyor. Synthetic Content Network ile Alethea, yapay zeka kullanılarak oluşturulan içeriği açıkça ifşa etmek ve yalnızca gösterilen kişinin rızası olması durumunda yayınına izin vermek üzere bir mekanizma sunmaya çalışıyor. Alethea ile oluşturulan tüm videolar “hiciv” olarak etiketleniyor. Bunları gerçek içerikten açıkça ayırt etmek için filigranlar yer alıyor.
Anlaşılıyor ki, deepfake üretenler, kimseye zarar vermedikleri sürece, birer dijital sanatçı oldukları konusunda, giderek daha fazla kişiyi ikna ediyor olacaklar ve daha çok kabul görecekler. Deepfake gerçek sanatı kullanır da, sanat deepfake’den yararlanmaya kalkışmaz mı? Sanat deepfake’i nasıl kullanmaya kalkışıyor, onu da bir sonraki yazıda ele alalım…

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: