Tehlike Kapıyı Kaç Kere Çalar?

ABD seçimlerine henüz yansımamış olsa da, hiçbir kamu ve özel sektör yöneticisinin, medya, bürokrasi ve şirket karar alıcılarının, “ortada henüz bir deepfake saldırısı yok, tehlike gerçekleşsin öyle bakarız” diyemeyeceği bir tehdit ile karşı karşıyayız. Çevrimiçi iletişimin hüküm sürdüğü pandemi koşullarında, medya içerik güvenilirliğine yönelik her proje, tehlikelerin bir bölümünü savuşturmak ve caydırıcılık açısından büyük değer taşıyor.  

Birbiri içine geçmiş bütçe rakamlarını ayrıştırmak kolay değil. Ancak tüm kaynaklar, ABD’nin sadece hava savunmasına her yıl on milyarlarca dolar ayırdığını ortaya koyuyor. Tüm gelişmiş radar sistemleri, uydu ağı, füze kalkanları ve savaş uçakları, 9 yıl önceki trajik 11 Eylül saldırılarını önleyebildi mi? Maalesef hayır. Üstelik o hançer, sınır ötesi Amerikan hedeflerine değil, ABD’nin kalbine saplandı. Öyleyse tüm o yatırımlar, teknolojiler boşa gitti, gereği yoktu mu diyeceğiz?

Yolcu uçakları kaçırılarak, alçak irtifa uçuşu ile gerçekleştirilen terör saldırıları, çok ağır bir bedele yol açmış olabilir. Ancak, 11 Eylül’ü önleyemeyen o hava savunma sistemi, yıllar boyu kim bilir, altından kalkılması güç daha kaç tane saldırıyı önledi ya da caydırdı. Savunma önlemleri, her tehlikeden koruyamaz, ama giderek geliştirilebilir. Tehditlerin cirit attığı günümüz dünyasında, güvenlikten uzaklaşmak ise düpedüz intihar olur. Yönetenlerin, ülkeleri, toplumları ve kurumları intihara sürükleme lüksü var mı?

Gerçekleşmeyen tehlike, tehdit niteliğini yitirir mi?

Bilgi çağı, aslında insanlığa karşı karşıya olduğu tehditleri haber veriyordu. Bugün gerçeğe dönüşen distopyayı, geçmişin kaynaklarıyla delillendirip, sadece komplo teorilerimizi güçlendiriyoruz. Oysa aslında tehlike kapıyı çalmış, sorumluluk taşıyanlar duymazdan gelmişler. Bilimsel kaynaklar ya da uzmanlar uyardıklarında, “gerçekleşmeyen tehlike tehdit değildir” rehaveti, algıları esir almış. Yoksa sentetik biyolojinin, laboratuvarlardan sokağa sızdığında doğabilecek sonuçları öngörmek için kahin olmak gerekmiyordu. Uyarılara kulak tıkamamak yeterliydi.

İnsanoğlu normal yaşamını sürdürürken, Covid-19 Yeni Tip Koronavirüs’ün, hem de adıyla sanıyla yazıldığı, anlatıldığı makaleler, demeçler, kitaplar olduğunu bugün yeni fark ediyoruz. ABD seçimlerine yönelik kaygı duyulan deepfake saldırılarının henüz gerçekleşmemiş olması da, hayatın pandemi dışındaki olağan akışını güvenceye kavuşturabilir mi?  Sentetik medya saldırıları gerçekleştiğinde yarın başımıza gelecekler, bugünkü pandemiden daha mı farklı olacak?

Günü kurtarmak yeter mi?

ABD Temsilciler Meclisi İstihbarat Daimi Seçilmiş Komitesi’nde, daha 2019 yılı ortasında deepfake teknolojisinin ABD seçimlerini baltalayabileceği tartışılıyor ve sosyal medya kuruluşları uyarılıyordu. Seçim öncesi bu konuda sayısız konuşma yapıldı, demeç verildi, makaleler yayınlandı. 17 Kasım itibariyle henüz korkulan olmadı. ABD seçimleri birçok tartışmayı beraberinde getirdi, özellikle fiili Başkan Trump, seçilmiş Başkan Biden’ı oylamada hile yapmakla suçladı. Taraflar, “ben kazandım” iddiasını sürdürüyor, devir teslime kadar ne olacağı belli değil. Şiddet, taraflar arası çatışma ve hatta iç savaşa kadar pek çok felaket senaryosu yazıldı, ama çok şükür hiçbiri henüz sahneye konulmadı.

Sahneye çıkmamış olan senaryolardan biri de dezenformasyon yoluyla demokrasiyi zedelemesinden endişe duyulan deepfake sentetik medya saldırılarıydı. Biden’ın Floridalılar’ı yanlışlıkla Minnesotalılar olarak selamlamış gibi gösterildiği ya da dil çıkarıyormuş gibi göründüğü birkaç esprili klip dışında, inandırıcı bir deepfake içerikli provokasyon yaşanmadı. Şimdi merak ediliyor; “Nerede bu seçimi etkilemeye yönelik beklenen deepfake videolar?”

Bir deepfake algılama teknolojisi girişimi olan Sensity’nin kurucusu Giorgio Patrini, ABD’nin aktüalite ve teknoloji dergisi Wired’a, “Deepfake’in seçimlere pek değil, hiç etkisi olmadı” diyor. BBC’nin de aralarında bulunduğu yayın kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin işbirliği ile deepfake algılama teknolojisini test etmekte olan AI Vakıfı’nın yöneticisi Angie Hayden’a göre ise, çabalar ancak günü kurtarmaya yetti. Hayden, “Teknolojinizin günü kurtarması güzel, ancak günün kurtarılmasına gerek olmadığında daha iyi olacak” diyor.

Meşruiyet kılıfına bürünmüş girişimler

Özellikle deepfake videolar için uzmanların yaptığı en temel uyarılardan biri, viral etkileşim. Yani bir deepfake video yayınlanıp yayıldıktan sonra, onu tespit edip, izleyiciye uyarıda bulunmuş olsanız bile, izleyip inananların sayısı, uyarıyı fark edenlerden her zaman daha fazla oluyor. Siyasi rekabet açısından, bu durum kaçınılmaz olarak dayanılmaz bir cazibe yaratıyor. Çünkü bunun bir deepfake video olduğu uyarısını, içeriği yayınlayan olarak, içerikle birlikte yapıyor olsanız bile, insanların bir bölümü izledikleri sahte sentetik medyanın içeriğinden yine de etkileniyorlar. İşte ABD’deki seçim süreci, bu türden meşru görünen girişimlere de sahne oldu.

Örneğin Florida’dan 1. Bölge Kongre Üyesi Adayı Phil Ehr, reklam kampanyasında, rakibi olan görevdeki Cumhuriyetçi Matt Gaetz’in “Fox News berbat” ve “Obama benden çok daha havalı” gibi sözler söyleyen deepfake görüntülerine yer verdi. Rakibini dezenformasyona karşı duyarsız olmakla suçlayan Ehr, “Kampanyamız böyle bir video yapabiliyorsa, Putin’in şu anda ne yaptığını bir düşünün” diye konuştu. Ancak bu sofistike kampanya, Ehr’in seçim yenilgisini önleyemedi.

Başka liderler de 2020 yılında hazırlanan deepfake videolarıyla, ABD Başkanlık seçimleri sürecindeki rekabetin parçası olmaktan kurtulamadılar. Bölünmüş bir ABD’nin, demokrasiye olan güveni nasıl yok edeceğini vurgulayan ve deepfake’e karşı uyarıda bulunan reklam videosunda, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, “Demokrasinin çökmesi zor değil. Tek yapmanız gereken hiçbir şey yapmamak” diyordu. Benzer bir deepfake reklam videosu da, Rusya lideri Putin için hazırlandı. Böylece, ABD seçmeninin, olası dış kaynaklı tehlikelere karşı farkındalığı pekiştirilmeye çalışıldı.

Facebook ve Twitter’dan deepfake totemi

Özellikle fanatik taraftarlar, zor maçlarda takımları için işler iyi ya da kötü giderken, oturdukları yeri değiştirirler veya uğur getireceğine inandıkları bir başka davranışta bulunurlar. Totem yapmak olarak bilinen bu batıl inancın, korkulan ya da gerçekleşen olumsuzlukları gidereceğine inanılır. Sosyal medya devleri Facebook ve Twitter’ın, ABD seçiminin en gerilimli günlerindeki deepfake sessizliği de adeta bu alanda totem yapıyorlar izlenimine yol açıyor.

Deepfake girişimlerine alet edileceklerinden kaygı duyulan küresel sosyal medya platformları, gün itibariyle başları derde girmeden bu süreçten sıyrılmış gözüküyorlar. 2020 başlarında içerik denetim politikalarına deepfake ile ilgili kurallar ekleyen Facebook ve Twitter, seçimin deepfake kazası olmadan atlatılmasına katkı sağlamış kabul edilebilir. Çünkü içerik denetimi açısından bu hassas dönem, onlar için çok da sakin geçmişe benzemiyor. Geçen hafta, Twitter’ın seçim sürecinin tamamlanmasına yönelik blog yazısında, 27 Ekim sonrası 300.000 tweet’e “yanıltıcı içerik” uyarısı eklendiği, bu sayının seçimle ilgili tüm gönderilerin %0,2’si olduğu belirtildi. Ancak deepfake’den hiç söz edilmedi. Facebook tarafı da, Wired’ın bu alandaki yorum talebini yanıtsız bıraktı.  

Her gün, o gün olabilir…

Geçen yıl, Maryland Üniversitesi’nde hukuk profesörü iken Kongre’yi deepfake’ler konusunda uyaran ve şu anda Boston Üniversitesi’nde olan Danielle Citron, zafer ilan etmek için henüz çok erken olduğunu söylüyor. Konuyla ilgilenen herkes biliyor ki, deepfake teknolojisi ucuzladı ve erişimi kolay hale geldi. Deepfake teknolojisini kötüye kullanmak için artık pek çok fırsat var. Citron, “Dezenformasyonla dolu bir bilgi ekosistemi sayesinde, ülkemizin iki gerçekliği var” diyor ve ekliyor: “Her gün zarar vermek için yeni fırsatlar sunar.”

Gary Grossman, dünya çapında 60 ofisi ve 6000 çalışanı ile markalara iletişim danışmanlığı desteği veren Edelman’ın, Teknoloji Uygulama Kıdemli Başkan Yardımcısı ve Edelman Yapay Zeka Mükemmeliyet Merkezi Küresel Lideri. Grossman, Amerikan teknoloji haber sitesi VentureBeat’de (VB) 1 Kasım’da yayınlanan makalesinde, bu yılın Haziran ayı itibariyle yaklaşık 50.000 deepfake tespit edildiğine dikkat çekiyor. Bunun bir yıl içinde %330’dan fazla artış anlamına geldiğini vurguluyor.

Yazıda, 2012’den Haziran 2014’e kadar ABD Siber Komutanlığı Direktörü olarak görev yapan emekli Tümgeneral Brett T. Williams’ın, bir süre önce bir siber konferanstaki sözlerine de vurgu yapılıyor. ABD Siber Komutanlığı eski direktörü Williams, “Yapay zeka gerçek bir şey. Zaten saldırganlar tarafından kullanılıyor. Deepfake yapmayı öğrendiklerinde, bunun potansiyel olarak, varoluşsal bir tehdit olduğunu iddia ediyorum ” diye konuşuyor. Grosmann, bu sözlerden hareketle, bu seçimin deepfake saldırısız atlatılmış gibi gözükmesinin, teknolojinin henüz yeterince olgunlaşmamış olmasıyla açıklanabileceğini savunuyor.

Güvenlik ve Gelişen Teknolojiler Merkezi’nin Temmuz’da yayınladığı “Deepfakeler: Temel Bir Tehdit Değerlendirmesi” başlıklı raporu da, tehlikenin gelecekte daha da büyüyeceğini bir kez daha ortaya koyuyor. Sonuç olarak dile getirilen iddia şu ki; deepfakeler bu seçimde önemli bir rol oynamamış olsa bile, seçimleri etkilemesi, demokrasiyi altüst etmesi ve belki de askeri çatışmalara yol açması sadece zaman meselesi.

Tehlike gerçekleştiğinde, sorumluluk kime ait olacak?

Yazının başına dönecek olursak… Hiçbir kamu ve özel sektör yöneticisinin, medya, bürokrasi ve şirket karar alıcılarının, “ortada henüz bir deepfake saldırısı yok, tehlike gerçekleşsin öyle bakarız” diyemeyeceği bir tehdit ile karşı karşıyayız.

Deepfake algılama teknolojileri, dünyadaki hiçbir geliştirici için, %100 tespit ve güvenlik düzeyine erişmiş olmayabilir. Ancak unutulmamalı ki, özellikle çevrimiçi iletişimin hüküm sürdüğü pandemi koşullarında, medya içerik güvenilirliğine yönelik her proje, tehlikelerin bir bölümünü savuşturmak ve caydırıcılık açısından büyük değer taşıyor.  

Zaten yöneticilik ve liderlik de aslında vizyon sahibi olmak değil mi?

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: